PaylasHocam.com'da
Ücret karşılığı satılan dökümanların (sunu,video,yaprak test,kitap v.b.) paylaşılması kanunlar  gereği yasaktır.Bu tür konular silinecektir.Lütfen Forum Kurallarımızı inceleyin.


Suan Baktiginiz Sayfa: Paylashocam.com | Öğretmen ve Eğitim Sitesi » SINIF ÖĞRETMENLERİ » Okul Öncesi » Ana Sınıfı » Anaokuluna hazırlık
Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Bu Konuyu Gönder Yazdir
Gönderen Konu: Anaokuluna hazırlık  (Okunma Sayısı 345 defa)
*
Branş: Tarih(öğrenci)
Yer: Kartal'ın yanından
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3083
Teşekkür Sayısı: 517
Teşekkür Et
Çevrimdışı Çevrimdışı
Site
« : 21 Ekim 2009, 21:31:53 »




Okulöncesi kurumlar çocuğun geleceğine yönelik bilgi ve ilgilerinin oluşmasında, ailenin yardımcısı durumundaki kuruluşlardır.

Bir anaokulu öğretmeni, çocukların özelliklerini belirmek ve onun gelecek yıllarda yöneleceği ilkokulun istediği öğrenme deneyimlerine sahip olup olmadığını anlamak konusunda büyük olanaklara sahiptir.

İyi bir anaokulunun programı, çocuğun çevresini daha iyi ve etkin bir şekilde tanımasına yardımcı olur. Ona değişik araçlara dokunma olanağı sağlar. Öğretmenle öğrencisi arasında bu ilk okul deneyimi döneminde çok kısa zamanda samimi bir ilişki kurulur. En önemlisi çocuk bu kurumda, kendi yaşıtı olan diğer çocuklarla ve yetişkinlerle bir arada uyumlu bir şekilde yaşamanın yollarını öğrenir. Çocuk bu uyumlu ilişkinin sağlanabilmesi için kendisinin yapması gereken şeylerin bulunduğunu öğrenir (sırasını beklemek, kimseye zarar vermemek, oyunda arkadaşları ile işbirliği yapmak, oyunun kurallarına uymak vb. gibi).

Öğretmen, kısa zamanda çocuğun evdeki deneyimleri ve aile ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmak zorundadır ki, bu yolla küçük öğrencisine yardımcı olabilsin. Anaokulunda yaşadığı her deneyim, çocuğun gelecekte ilkokulda başlayacağı programlı öğretim için birer temel hazırlık niteliğindedir.

Çocuk burada kimseyle (daha iyi not almak vs. için) yarışmak zorunda değildir. İyi bir anaokulu öğretmeni çocuğu başkalarına göre değil, ancak kendi başarılarına göre değerlendirir.

Çocuk anaokulunda sesleri ayırmayı, öğretmenin söylediklerini dinlemeyi ve yerine getirmeyi, soru sormayı ve cevap vermeyi öğrenir. Düşüncesini ifade edebilmek, arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşabilmek, onların yanıtlarını dinlemek çocuğun kelime hazinesini zenginleştirir. Ayrıca bu kurumdaki tüm etkinlikler çocuğun bağımsız bir insan olma yolundaki ilk yaşantılarını oluşturur.

Çocuk, anaokulunda tüm bilgileri yaşayarak, deneyerek somut bir biçimde öğrenir. Bu, onun öğrenme düzeyine en uygun olan öğrenme biçimidir. Çocuk burada yazmayı değil ama yazmak için gerekli olan tüm bilgi ve beceriyi kazanır. Ev ve okulöncesi kurum birlikte gösterdikleri çabalarla çocuğu ilkokul için hazırlarlar.

Kısaca çocuk ne kadar çok gerçek deneyime, ne kadar çok hikâye masal dinleme olanağına sahipse, arkadaşları ve diğer yetişkinlerle ne denli sosyal ilişki içinde ise ve bunu gerçekten başarabiliyorsa, ilkokula başladığında, kendisinden beklenilenleri yerine getirmeye o kadar hazırdır.

Bazı çocuklarda okuma ilgisi başlamadan çok daha önce görülebilir. Çocuk devamlı resimli kitaplardaki yazıları okumaya, sık tekrarlanan afişlerdeki yazıları okumaya çalışır, sorar ismini-soyadını yazmaya; sayıları tanımaya ve yazmaya çalışır. Bu isteğin bastırılması anne=baba ve öğretmenin yapacağı en doğru şeydir. Çocuk sık sık soru sorar. Hatta okuma isteğini açıkça belirtir, o zamana kadar oynadığı oyunları çocukça bulur. Yani kendine göre daha ciddi faaliyetler arar. Bu tür çocuklar, öğrenme için gerekli faktörlerden bini atan “istek”e (motivasyona) sahiptirler. Böyle bir durumda anne ve baba ne yapabilir?

Yapılacak şey çocuğa gerçekten okuma-yazmayı öğretmemek olmakla birlikte, çünkü okuma bir yöntem işidir ve bunu işi bilen birinin sürekli olarak başlatması daha uygun olur, çevreyi şartlandırarak çocuğun bu isteğini yetişkinin açık yönlendirmesi olmadan gerçekleştirmesinde yarar vardır.

“Okula gidince nasıl olsa öğrenirsin acele etme” gibi sözler yerine onun istediği şekli veya harfi doğru çizmesini göstermek, ona cazip gelecek yeni şekilleri model olarak vermek uygun olur.

Çocuk, bu kendi kendine yaptığı çalışmalar yoluyla düzenli olarak yazmayı ve okumayı öğrenmese de -ki istenen de bu değildir ilerdeki programlı öğretim için gerekli olan tüm hazırlığını da yapmış olur.

O halde, soru soran çocuğun sorusunu yanıtlamak yazmak isteyen çocuğu herhangi bir şekilde karşı koymadan serbest bırakmak hatta ona ilerde harfleri kolayca yazmasına yardımcı olabilecek değişik şekiller çizme fırsatı vermek uygun olur. Önemli olan nokta, çocuğun bu şekilleri çizerken (harflerin yönü ile ilgili olarak birtakım yanlış teknikler kazanmamasına dikkat etmektir.

Çocuğun beden sağlığı yerinde, el, ayak ve göz hareketleri uyumlu zekâsı yeterli ve herhangi bir duygusal sorunu yoksa, istendiği, sevildiği duygusuna sahipse öğrenmek için istekli, insanlarla rahatça ilişki kurabiliyorsa çevrede sağlanacak olanaklarla okula gitmeye ve okumaya hazır bir duruma rahatlıkla gelebilir.

Son yıllarda anne-babaların çocuklarını erken okula göndermek konusunda giderek artan istekleri vardır. Kanımızca tüm saydığımız özellikler bir çocukta varsa çocuğun birkaç ay erken okula gitmesinin büyük bir sakıncası olmayabilir. Ancak bu konuda son derece dikkatli olunması ve yanlış olarak verilecek bir kararın çocukta yaratacağı başarısızlık duygusunun izlerini onun hayatı boyunca taşıyacağını da akıldan çıkarmamak gerekir. Yeterince hazır olmadan okula gönderilen çocuklar çok kere, ilk yılda önemli bir sorunla karşılaşmayabilirler, ama daha sonraki yıllarda çocuk okula ve okumaya karşı birtakım olumsuz tavırlar geliştirebilir.

Gerçekte çocuğun ruh sağlığı, kazanılacak bir-iki ay veya yıldan daha önemlidir.

KAYNAK:Doç. Dr. Ayla OKTAY Eğitim ve Bilim. 39,1982. 11-18.

anaokuluna başlama yaşı

Anaokuluna başlamak için üç yaşın altı biraz erken, dört yaş da biraz geç sayılabilir. Çocukların gelişimleri gözlendiğinde bu durum kolayca fark edilir.

Bebeklerin yetişkinle bire bir alışverişe gereksinimi yüksektir. Bu nedenle, çalışan annenin bebeği doğduğunda, olanakları elveriyorsa, işine bir süre ara vermesi ve çocuğunu yetiştirmeyi kendisinin üstlenmesi yararlıdır.

Bebekleri ile sürekli ilgilenen anneler, onların davranışlarının ne anlama geldiğini, başka bir deyişle, davranışlarıyla gönderdikleri mesajları yorumlamayı kısa zamanda öğrenir. Örneğin, bazı huzursuz kıpırdanışlar acıkma belirtisi, bazıları ise kucağa alınma arzusunun ifadesidir. Bu anneler aynı aylardaki başka bebeklerin gereksinimlerini, kendi çocuğununki kadar iyi fark edemez. Aynı şekilde, bebek de annesinin davranışları ile gönderdiği "sinyalleri" yorumlamayı yavaş yavaş öğrenir. Öğrendikçe de, çevresini saran kargaşa, bildik bir dünyaya dönüşür. Sinyallerin hep aynı yetişkin tarafından gönderilmesi, çocuğun bunları tanımasını, anlamasını kolaylaştırır; dolayısı ile de çocuk daha süratle ve iyi gelişir.

Anne çalışma hayatını sürdürmek durumunda ise, annelik işlevlerinin bir kısmını başkasına devredebilir. Annenin uzakta olduğu saatlerde, anneanne, babaanne, çocuk bakıcısı gibi bir yetişkin çocuğun bakımını üstlenebilir; ruhsal ve bedensel sıcaklık gereksinimini karşılayabilir. Kolayca anlaşılabileceği üzere, bu (ikinci) kişinin sıkça değişmemesinin yararı büyüktür.

Çocuk büyüdükçe, durum farklılaşır: gelişmesine uygun olarak dünyasının zenginleşmesi, hareketlenmesi, renklenmesi gerekir. Günümüz küçük aileleri, apartman dairelerinin dar sınırları içinde yaşadığından, sunulanlar çocuklara yetmemeye başlar. Psikoloji biliminde buna yayılma/genişleme (= Expansion) ihtiyacı denir. Çocuk sanki, sınırlarını genişleten bir ülke gibi, yakın dünyasını fethetmeye uğraşır.

İlk çocukluk yıllarında gelişim öyle hızlıdır ki, bir iki yaş farklı kardeşler oyun arkadaşı olarak birbirine yeterli gelmeyebilir. Örneğin üç yaşındaki bir çocuk, iki yaşındaki kardeşinden çok daha fazla şey yapabilir, oyunlarını küçük kardeşinin bozmasından da bunalmıştır. Üç yaşındaki çocuğun yeni şeyler deneyebilmesi için yaşıtlarına ve daha büyük çocuklarla birlikteliğe gereksinimi vardır.

Küçük çocuklar, diğer çocuklarla "birlikte" oynama olgunluğuna üç yaşına doğru ulaşabilir. Dikkatle gözlendiğinde, birlikte oynuyor gibi görünen iki - iki buçuk yaşlarındaki çocukların birbirleri ile değil, ayrı ayrı (yani paralel) oynadığı fark edilir.

Çocuklar, oyun arkadaşının elindeki oyuncağı almak istediğinde veya birkaç çocuğun önceden başlattığı bir oyuna girmek istediğinde, reddedilme durumlarını sıkça yaşar. Ancak, duygusal alanda belirli bir gelişmişlik düzeyine ulaşmış çocuklar bu tür reddedilmelerin yol açtığı hayal kırıklıklarını taşıma gücündedir. "Çocuk böyle durumları yaşamadan, uygun tepki vermeyi nasıl öğrenebilir ki?" gibi bir soru akla gelebilir. Merdiven tırmanmak için gerekli biyolojik olgunlaşma gerçekleşmeden merdiven tırmanma alıştırmaları yaptırmamızın nasıl yararı yoksa, çocukları gereğinden erken anaokuluna göndermemizin de yararı yoktur. Çünkü hayal kırıklıklarını taşıyabilmenin de biyolojik bir alt yapısı vardır. Bu alt yapı üç yaşına doğru olgunlaşır. Ayrıca, yine üç yaş civarında çocuklar evden bir süre uzakta kalmayı taşıyabilecek olgunluğa ulaşır.

Aşırı koruyucu bir yaklaşımla yetiştirilmiş ve/ya da bağımlı çocuklar beş yaşına da gelse, bir türlü anaokulu olgunluğuna ulaşamaz.

Her şeyin onların gereksinimlerine göre düzenlendiği anaokulunda çocuklar, pedagojik bir atmosferde, kendilerine rahatça oyun arkadaşları bulabilir; başka çocuklarla oynarken güçlerini ölçer; yapabilmeyi, başarabilmeyi yaşar; bir şeyle uzunca bir zaman ilgilenme alışkanlığı kazanır. Birlikte oynarken, kuralların önemini ve değiştirilebilirliğini kavrar; birbirini gözetmenin, yardımlaşmanın gerekliliğini anlar. Başkalarının oynadığı oyuncak daha caziptir, fakat her zaman ulaşılamayabilir. Böylece hayal kırıklıklarına tahammül etmek öğrenilir; benim-senin ile ilgili deneyimler biriktirilir. Çocuklar oynarken çekişmelerden kaçınılamaz. Anlaşmazlıkların üstesinden gelebilmek, ancak anlaşmazlıklar yaşanırken öğrenilir.

Anaokuluna erken gitmenin bazı olumsuz etkileri bulunduğu gibi geç başlamanın da getirdiği olumsuzluklar var. Geç giden veya hiç gitmeyen çocuklar, anaokullarındaki yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında, özellikle duygusal gelişimlerinin yavaşlamış olduğu fark edilir. Sadece evde yetişen çocuklar, anaokullarındaki yaşıtlarına göre daha çocuksu, daha bağımlı ve kendi ayakları üstünde daha zor durabilir.

Anaokulunun çocuğun zihinsel gelişmesini hızlandırdığı herkesçe bilinen bir gerçek olduğundan, konuya burada ayrıca yer verilmiyor.

Fark edileceği üzere, anaokulu, sadece çalışan anneler veya zamanını çocuklarsız da değerlendirmeyi düşünen anneler için uygun bir çözüm değil, aynı zamanda çocuklar için vazgeçilmez bir eğitim kurumudur.
Kayıtlı
*
Branş: İngilizce
Yer: Dünya
Mesaj Sayısı: 1153
Teşekkür Sayısı: 752
Teşekkür Et
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 22 Ekim 2009, 00:16:44 »

bilgilendirme için teşekkürler  Gülümseme
Kayıtlı
Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et
 
GoogleTagged

Gitmek istediğiniz yer: